Ana Sayfa > Site Yazarları

HATİCE EROĞLU AKDOĞAN - esenlertime@hotmail.com
GERİCİLİĞİN ÜRETİCİ GÜÇ KADINLARA ETKİSİ
21 Aralık 2017 - 543 okunma

GERİCİLİĞİN ÜRETİCİ GÜÇ KADINLARA ETKİSİ

Şöyle genel bir soruyla konuya girmeye çalışalım: Tarihsel olarak üretim ilişkilerinin geldiği aşamayı geriye çevirmek mümkün müdür? Ya da üretim ilişkileriyle belirli bir aşamaya dek uyumlu görünen ve daha sonra üretim ilişkilerinin karakteri ile çatışan üretici güçlerin seviyesi geri plana atılabilir mi?

Bugün bu ülkede ya da benzer şekilde dünyanın başka yerlerinde yaşanan kimi sosyal olaylar, bizlere, üretim ilişkilerinin mevcut biçimi açısından çok şaşırtıcı gelebilmektedir. Örneğin emeğin özgürce alınıp satıldığı günümüzde, şurada veya burada köle haline getirilmiş; kimliğine, pasaportuna el konulmuş, borçlandırılarak rehin alınmış insan ve topluluklarla karşılaşmak herkeste büyük şaşkınlığa neden olmaktadır. Emeğin feodal bağlarından sıyrılarak özgürleşmesi, kapitalizmin serbest rekabetçi temelinin atılıp serpilmesinde önemli rol oynar. Belirleyici olarak köleci toplumu ayakta tutan köle emeği ne ise, toprağa dolayısıyla da toprak sahibi derebeyi, senyör ya da onların bir biçimdeki toplamı imparatora bağlı olan feodal toprak köleliğinin kendisi oydu.

Emeğin her iki şekilde de bağımlı olması elbette yeni bir üretim ilişkisinin ortaya çıkmasına yol açamazdı. İkisi arasında insan bilincine bağlı olmayan bir uyumsuzluğun kendini var etmesi gerekiyordu. İçinde insan emeğinin de asıl olduğu üretici güçlerin gelişimi köleci toplum ilişkisini nasıl yadsıdıysa, feodal ilişkileri de yadsıyıp kendine yol açtı ve kapitalist pazar ilişkileri içinde ilerlemeye başladı.

Kapitalist üretim ilişkilerinin 15. ve 16.yy’dan sonra Rönesans ve Reform hareketlerini de arkasına alarak nasıl bir gelişme gösterdiği hepimizin malumudur. Sadece şunu bir kez daha belirtmek gerekir ki gelişmiş kapitalist ilişkiler bir nesnenin üretimi için gerekli olan sermaye karşısında (toprak, su, maden, orman, vb. hammadde) özgürleşmiş emeği; yani istediği yerde, istediği patronun kapısında çalışma özgürlüğü olan emeği gerekli kılar.

Özgür emek, insan emeğinin köle sahibi ya da derebeyi karşısında serbest kalmış olmasını ifade ettiği kadar, geçmiş her dönemde asla görünürde olmayan, erkek egemen ilişkilerin içine gizlenmiş kadın emeğinin de gittikçe özgürleşerek, fark edilmesini gerektirir. Gelişmiş kapitalist ekonomilerde emek pazarı açısından kadın ya da erkek bireyin kendisi ve emeği üzerindeki pazarlık hakkı çok önemlidir. Anlaşılacağı üzere iyi gelişmiş bir kapitalist toplum, bir bakıma özgür ve yeri geldiğinde üzerinde hak iddia edilebilir bir emek üzerinde yükselmiştir. Yok, böyle değil de, eğer üstelik bir de emeğin kadın yanını Türkiye gibi bir ülkede olduğu şekliyle İslam kurallarını devreye sokarak baskılamaya başladığınızda orada önemli toplumsal bir soruna yol açacaktır.

Kadın emeğinin, kapitalizmde de varlığı ortadan kalkmamış olan erkek egemen güç ilişkilerinin etkisinde olması, üretim ilişkilerinin kapitalist karakteri ile üretici güçlerin seviyesi açısından bir çelişki doğurmaktadır. Kız çocuklarının eğitimlerini sürdürmeleri üzerindeki baskılar, küçük yaşta eve kapatılmaları, tesettüre sokulmaları, çocuk yaşta evlendirilmeleri, baba, ağabey ya da kocanın izni olmadan çalışamaması, bireye tanınmış olan hukuki hakları (evlilik, boşanma vb.) kullanırken serbestçe hareket edememesi kadın emeğinin özgürleşmesi üzerindeki bitip tükenmez olumsuzlukların yansımasından başka bir şey değildir.

Kapitalizmin yeryüzü üzerinde sömürüsüz, mutlu ve bütün canlılar için sürdürebilir doğal yaşam açısından bir engel teşkil ettiği artık ayan beyan ortada. Başka bir deyişle insanın kendi türüyle adil ve mutlu yaşamasının önündeki en büyük engel bu sistemin kendisidir. Böyle olduğu için de sürekli bir bunalım yaşıyor; bunaldıkça da emekçiler yoksullar üzerindeki baskısını ileri boyutta arttırıyor.  Yüzyıllar ya da bin yıllar öncesinde günümüze göre artık çok ilkel ve geri olan düpedüz köle emeğine bile sarılıyor. Türkiye’de sömürüyü arttırmak için emek üzerinde ileri seviyede bir baskı uygulanıyor. İş kazaları göz göre göre katliam boyutundayken, bir sorun yaşanmamışçasına, çalışma kaldığı yerden devam ediyor.

Genel toplum üzerindeki baskı ve sömürünün boyutu kadın söz konusu olduğunda daha vahim bir hal alıyor. Kadının ve kadın emeğinin eli kolu bağlanıyor. Kadına bin yıllar ya da yüzyıllar öncesinden yüklenen misyon yeni ve modern eğitim araçlarıyla yeniden yükleniyor. (Bir anaokulu oyununda kız çocuklarına, büyükanalarımızın geçmişte yaptığı gibi erkeğin ayağını yıkama rolü biçiliyor) Kadının işini olduğu kadar eşini seçme hakkı da baskılanıyor. Kontrolsüz doğum telkin ediliyor vb.vb. Elbette mevcut üretim ilişkilerine göre kendine pozisyon alan üretici güçlerin bir bileşeni olan kadının din kisvesiyle geri pozisyona itilmesine özellikle vurgu yapmamız gerekiyor.

İyi de, kadın ve çocukların aydınlık ve aktif birer toplumsal güç olmalarını hedef alan gericilik nereye kadar kendini dayatır? Üreteci güçlerin gelişimi durdurabilir mi, ya da üretim ilişkilerinin şekli değiştirilebilir mi? Herkes yeniden köye dönüp karasabanla ekip biçer mi? Kadınlar eskiden olduğu gibi 8, 9, 10… çocuk doğurabilirler mi? Evdeki televizyonun yerine masalcı nineler geçebilir mi?

Kız çocukları ve kadınlara dini ve eğitim kurumları aracılığıyla biçilen rol evet hepimizi bunaltabiliyor. Toplumsal ilişkilerdeki gerileme ve daralma umutsuzluğa yol açıyor. Ama özünde bu bunalım, insan ilişkilerini ve emeğini siyasal İslam silahıyla yağmalayan Türkiye sermayesinin bunalımıdır diye düşünmek gerekiyor. Kapitalizmden geriye dümen kıramayacak olan sermaye sosyal ilişkileri bir yere kadar geriye çekebilir. Gerilen ip de bir yerde kopup ileri fırlayacaktır. Tarihin akışı yavaşlayabiliyor, yalpalayabiliyor ama asla geriye dönemiyor. İslamcı sermaye, nesnelde kapitalist ama toplumsal üst yapıda üretici güçlerin gelişim seyrine uyumsuz engelleri dayatıyor. O da ancak bir yere kadar devam edecektir.

 

Bu Yazıyı Paylaşın:


Yorumlar (0):

Yorum Ekle


Adınız Soyadınız*

E-posta Adresiniz*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*



(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 


HATİCE EROĞLU AKDOĞAN Diğer Yazıları

11 Eylül 2018 - BİR GÜZEL ÇİRKİN KRAL...
24 Temmuz 2018 - YOLA ÇIKTI TÜRKÜLER
25 Nisan 2018 - Köy Enstitüleri: 78 yıl öncesini bugünkü rezaletten dolayı anımsamak...
30 Mart 2018 - MEMLEKETİMİN BAHARI
03 Kasım 2017 - ​İSTANBUL, AH İSTANBUL!
20 Ekim 2017 - Kadına Yönelik Kuşatmanın Günümüzdeki Yöntemi
05 Eylül 2017 - Pardon; vatan, millet sevmek mi dediniz?
30 Haziran 2017 - SEVGİLİ AĞAÇ
27 Şubat 2017 - ATANAMAYAN ÖĞRETMENLİKTEN AÇIĞA ALINAN ÖĞRETMENLİĞE
21 Aralık 2016 - BİR BAŞKA FİDEL ÖYKÜSÜ
03 Kasım 2016 - HABERLER PAZARDAN AKTARDAN...
13 Ekim 2016 - İLERLEYEN ADIMLARLA BÜYÜYEN ANLAMLI BİR HAYAT
11 Ekim 2016 - KAVGAMIZIN CEVAHİRİ
16 Eylül 2016 - ASLI HAPİS ÜLKE...
04 Eylül 2016 - HAYALETE NÖBET
28 Mart 2016 - GÜL AĞLADI UTANCINDAN...
28 Şubat 2016 - BETONİSTANBUL
26 Şubat 2016 - GÖK MAVİSİ BİR TÜRKÜ...
29 Ocak 2016 - ADALET; SARAYA KAYITLIYDI MORGDA GÖRÜLDÜ
11 Ocak 2016 - KARADENİZ'İN YOLLARI ZATEN YEŞİL...
24 Kasım 2015 - GÜNLER, KADIN İÇİN ÇOK TEHLİKELİ...
31 Ekim 2015 - KÖYLERİMİZDEN MEGAKÖYLERE SOSYAL İLİŞKİLERİMİZ
07 Ekim 2015 - UTANAN İNSANLIKSA ZALİMLERE NE OLUYOR?
07 Ekim 2015 - Magna Carta’dan Bugüne
13 Eylül 2015 - SIBYAN MEKTEBİ...
18 Haziran 2015 - VAH KUZEY ORMANLARI...
31 Mayıs 2015 - GEZİ’NİN AĞACINA
21 Nisan 2015 - ERMENİ YANIMIZI YÜZ YILDIR KINIYORUZ
09 Nisan 2015 - EĞER YAŞAMAK DİRENMEKSE…
14 Mart 2015 - BAŞUCU KİTABIMIZ OLARAK YAŞAR KEMAL
30 Ocak 2015 - SIRRI ÖZTÜRK'Ü UĞURLARKEN...
20 Ocak 2015 - AÇIK MEKTUP: YÜZ YILLIK YARAMIZIN ACISIYLA HRANT’IN DÜŞTÜĞÜ YERDE…
11 Aralık 2014 - OSMANLICA YA DA DEDELERİMİZİN MEZAR TAŞI
13 Kasım 2014 - KİTAP...KİTAP...
30 Ekim 2014 - “Kaybedilmiş Mücadele Terkedilmiş Olandır”...
21 Ekim 2014 - EĞİTİMDE SONUÇ; SONUNCULUK...
16 Eylül 2014 - FESTVALİN MUNZUR OLANI
29 Haziran 2014 - KUZEY ORMANLARI KIYIMINDA TAŞERON İŞÇİLİK...
28 Mayıs 2014 - HAKSIZLIKLARA İSYANIN SOKAKTA ŞEKİLLENEN İÇERİĞİ...
27 Nisan 2014 - “Zulmün zorbalığın hesabıdır bu”
13 Nisan 2014 - Afişler AKP’nin Kirini Örtmeye Yetmiyor...
05 Mart 2014 - EVLERE BONCUK İŞİ…
21 Ocak 2014 - GEÇMİŞTEN GELEN ACI GERÇEK: “ÇOCUK GELİNLER”
11 Ocak 2014 - AYRI DÜNYALARIN AYRI BASINI
25 Aralık 2013 - SU İÇİN MÜCADELE EMEĞİN MÜCADELESİNİN GÜNDEMİDİR...
19 Aralık 2013 - HER YER TECRİT ALTINDA
09 Aralık 2013 - Eğitim Uluslararası Düzeyde de Yaya Kalmaya Mahkum...
22 Kasım 2013 - KADINA YÖNELİK SİSTEMATİK ŞİDDET
21 Kasım 2013 - ORGANİZE ŞİDDET DÜZENİNE KURBAN VERİLEN KADINLAR
15 Kasım 2013 - EV KADINA ŞİDDETİNDE YUVASI
13 Kasım 2013 - KADININ SAÇ TELLERİ ÜZERİNDE İKTİDAR VE BASKI OYUNLARI…
06 Kasım 2013 - KADININ AÇIK BAŞLA GEZME ÖZGÜRLÜĞÜ NEREYE KADAR?
13 Şubat 2004 - YENİ BİR KİTAP: 'Karadeniz Soldan Dalgalanır… Her Eylül’de...'
05 Şubat 2004 - YENİ BİR KİTAP: 'Karadeniz Soldan Dalgalanır… Her Eylül’de...'
30 Ocak 2004 - ADALET; SARAYA KAYITLIYDI MORGDA GÖRÜLDÜ
KÖŞE YAZARLARI
ÜYE PANELİ
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
ARŞİV
..
SİZ DE YAZIN-YAYINLAYALIM!
HABERE DEĞER "ESENLER VE ÜLKE" YE DAİR KONULARI,GERÇEKLERİ,  
yerelgazeteci@hotmail.com,
esenlertime@hotmail.com,

E-MAİL ADRESLERİNDEN
GAZETEMİZE ULAŞTIRABİLİRSİNİZ...
EN ÇOK OKUNAN
Video Galeri
EN ÇOK YORUMLANAN
FOTO GALERİ
RADYO

TAKVİM
BU GÜNKÜ GAZETELER
FACEBOOK-BEĞEN
HABERLER